Best Portal Paylasım Forum Sitesi
Hosgeldin Misafir Kardesim.. Hemen Üye Ol ve Katıl Sende Bizden Ol.. Tek Yapman Gereken Üye Olmak..



[ Yönetim ]



♥♥Hoşgeldin; Misafir♥♥
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
BestPortal Bu Forumda Yaşanıyor !
ÜYE OLMAK İÇİN TIKLA

Paylaş | 
 

 Bilim Tarihi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Legend
*
*
avatar

<b>Takımım</b> Takımım :
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 25
<b>Rep Puanı</b> Rep Puanı : 0
<b>Yaş</b> Yaş : 26
<b>İş/Hobiler</b> İş/Hobiler : Pc
<b>Lakap</b> Lakap : Dark

Cüzdan
Para Para: 0
Odun Odun: 0

MesajKonu: Bilim Tarihi   Salı Ağus. 11, 2009 11:36 pm

ESKIÇAG'DA BILIM

A. Çin'de Bilim

Çin
Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500'lere kadar
götürülebilir. Zaman zaman sınırları Hindiçini de içine alan, zaman
zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devlet seklinde görülen
Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu
yerlerden biridir. Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık
olarak nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerle yakın ilişki
içinde oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin
kullandıkları On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ni benimsemişlerdir. Hint
uygarlığından ise, özellikle matematik konusunda etkilendikleri
bilinmektedir. On ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler
sonucunda, matbaa ve barut gibi teknik buluşlar, Avrupa'ya Çin'den
götürülmüstür.

Çin'de kullanılan sayi sistemi on tabanlıdır.
Ayrıca, işlem yapmalarını kolaylaştıran, abaküs ve çarpım cetveli gibi
bazı basit aletler de kullanmışlardır. Diğer uygarlıklardan farklı
olarak Çin'de daha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş
ve hatta geometri problemleri bile bu iki disiplinden yararlanılarak
çözülmeye çalışılmıştır.

Çin astronomisi, diğer uygarlıklardan
bazı temel farklılıklar gösterir; takvim hesaplamalarında, diğer
uygarlıkların Güneş veya Ay’ı esas almalarına karşın, Çin uygarlığında
yıldızlar esas alınmıştır ve diğer sistemlerde yıllık hesaplamalar
kullanılırken, burada günlük hesaplamalar kullanılmıştır. Ayrıca
Çinlilerin, temel koordinat düzlemi olarak ekliktik düzlemi yerine
ekvator düzlemini benimsedikleri görülmektedir. Çin astronomisi, bu
açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bir yıldız astronomisidir ve gözle
görülebilen yıldızların yanında, kuyruklu yıldızlar ve kutup yıldızı
hakkında ayrıntılı bilgiler içermektedir. Teknik açıdan da devrine
nispetle oldukça gelişmiş bir düzeyde bulunan Çin astronomisinde,
Galilei'den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi verildiği görülmektedir
(M.Ö. I. yüzyıl). Ayrıca astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler
ile nova ve süpernovalar hakkında kayıtlara da rastlanmaktadır.

Çin
tıbbi, evren, doğa ve insan arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu
anlayışına dayanır. Çinli düşünürler, evrenin sürekli bir oluşum içinde
olduğuna inanırlar; onlara göre, bu sürekli devinim daima bir
başlangıça dönüşü içerir. Evrensel sistemin bir parçası olan insan,
ikilem gösteren yine ve yang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalık ve
sağlık gibi) etkisi altındadır. Geleneksel Çin tıbbının tedavi
şekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de
kullanılmaktadır.

B. Hindistan'da Bilim

Hindistan'daki
bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000'lere kadar geriye
götürmek mümkündür; ancak bilim gibi düzenli bir bilgi topluluğunun
oluşumu için yaklaşık M.Ö. 2500'leri beklemek gerekmiştir. Erken
dönemlere ilişkin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha geç
tarihli olan Siddhantalardan edinmek olanaklıdır.

Hindistan'da
kullanılan sayi sistemi, on tabanlı (yani desimal) olup, erken
tarihlerden itibaren konumsal rakamlandırma yönteminin benimsendiği
görülmektedir. Sıfırı ilk defa Hintli matematikçiler kullanmıştır. sayı
sistemindeki bu erken tarihli gelişme, aritmetiğin gelişim hızını büyük
ölçüde etkilemiştir.

Daha sonra Pythagorasçilara mal edilecek
olan Pythagoras Teoremi'nin çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine
Hintlilerin geometrik metinlerinde rastlamak mümkündür.

Cebir
alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmişler ve
trigonometri alanında ise, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını
kullanmışlardır.
Daha sonra Hintlilerin aritmetik, cebir ve
trigonometri konusundaki bilgileri Sanskrit dilinden Arapça'ya yapılan
çeviriler yoluyla İslâm Dünyası’na aktarılacak ve buradaki bilimsel
uyanışta önemli bir rol oynayacaktır; on ikinci yüzyıldan itibaren
Arapça'dan Latince'ye yapılan çeviriler sonucunda ise, Hıristiyan
Dünyası bu bilgilerle tanışacaktır.

Hintlilerin evreni Yer
merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde Ay ve Güneş’in
hareketleri ve tutulmaları, Yer, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve
Satürn'ün hareketleri, Yer ve Güneş’in birbirlerine uzaklıkları
hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. M. S. besinci ve on ikinci
yüzyıllar arasında konuyla ilgili yapmış oldukları çalışmalarda ise,
trigonometrik oranları da dikkate almak suretiyle, Güneş-Yer, Ay-Yer
uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin konumlarını ve dolanım
periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve bunlarla ilgili sayısal
değerleri içeren eserler bırakmışlardır. Bunlardan Aryabhata adındaki
bir astronom ilk defa Yer'in kendi etrafındaki hareketinden söz
etmiştir.

Hint tıbbi, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve
kozmolojisiyle iç içe gelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin
küçük bir modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi, toprak, su, hava,
ateş ve eterden meydana gelmiştir. M.Ö. üçüncü yüzyıldan itibaren
gelişen tıpla ilgili sistemler konuya yeni bakış açıları getirmiştir.
Bunlardan Yoga Okulu, sağlıklı olabilmek için beden disiplinin yani
sıra, zihin disiplinini de şart koşarken, yine ayni dönemlerde ortaya
atılan bir başka görüş, beden yapısının temelde kimyasal esaslara
dayandığını, dolayısıyla tedavinin de ayni esaslara dayanması gerektiği
tezini savunmuştur.

Hint uygarlığındaki bilimsel uğraşlar,
bilimin gelişimi üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bu etki ilk
dönemlerde tacirlerin, seyyahların ve askerlerin yardımlarıyla
gerçekleşirken, daha sonraki dönemlerde, doğrudan doğruya bilginler ve
çevirmenler yoluyla gerçekleşmiştir.

C. Orta Asya'da Bilim

Orta
Asya bilim tarihi M.Ö. 8000'lere ve hattâ çok daha eskilere kadar
götürülmektedir. Arkeologlar tarafından bugün de sürdürülmekte olan
kazılarda, tas devrinden kalma çanak ve çömleklere, çakmak tasından ve
tastan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpa
yetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.

Daha sonra, demir
kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcilleştirilmiş,
bakir ve kursundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım olarak
bronzu kullanan Türklerdir

Demir devrinden sonra, iklim
koşullarının bozulması nedeniyle, Türklerin güneye doğru göç ettikleri
görülmektedir. Orta Asya'da atı evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı
sıralarında arabayı icat etmişlerdir.

Türkler, evrenin bir kubbe
biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe, altın veya demirden bir
kazık, yani Kutup yıldızı çevresinde, muntazam bir hızla dönüyordu.
Burçları taşıdığı düşünülen ekliktik çarkı ise buna dik olarak
yerleştirilmişti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü'ne de yansımıştı. Kutup
Yıldızı’nın tam altında, Yeryüzü'nün yöneticisi olan hakanın oturduğu
kent bulunuyor ve Ordug adi verilen bu kentin planı da göksel düzeni
yansıtıyordu. Merkezde kesişen iki ana yol vardır. Nasıl gök, kutup
yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki isler de hükümdarın
çevresinde döner.

Bilinen ilk Türk yazılı anıtı Göktürk devleti
(552-745) döneminden kalma Orhun Yazıtları’dır. Göktürkler On İki
Hayvanlı Türk Takvimi'ni kullanmışlardır. Takvimde her yıla bir
hayvanin adi verilmiştir. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavsan, ejder,
yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur. On iki yıl süren
her devreden sonra ayni adları taşıyan ikinci bir devre baslar. Devreyi
teşkil eden hayvanlar devrederken ait oldukları yılların özelliklerini
de belirliyordu. Bir gün on iki eşit kısma ayrılır ve her birine "çağ"
denirdi. Yani bir çağ iki saate karşılık geliyordu. Bu çağlara da yine
on iki hayvanin adi veriliyordu. Gün gece yarısı, yıl da ilkbahar
başlangıcı ile baslardı. Dört mevsim vardı. yıl, altmış günlük altı
haftaya ayrılmıştı. Bu on iki hayvanlı takvim daha sonra, on üçüncü
yüzyılda da kullanılmıştır.

D. Mısır’da Bilim

Nil nehri
civarında gelişen Mısır uygarlığı M.Ö. 2700 yıllarından itibaren
matematik, astronomi ve tip konularındaki etkinliklerle parlamıştır.
Mısırlılar matematiklerinde, kullandıkları on tabanlı hiyeroglif
rakamlarıyla, sayıları sembollerle ifade etme safhasına ulaşmışlardır.
Bu rakamlarla çeşitli matematik işlemlerini yapabilmişler ve cebir
işlemlerine çok benzeyen ve diğer uygarlıklarda da görülen "aha hesabi"
adli bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir. Bu hesaplamada "yanlış
yoluyla çözüm" tekniği kullanılmıştır. Geometrilerinde ise alan ve
hacim hesapları yapıyorlardı. Mimari alanında Mısırlılardan kalan
eserler arasında en önemli yeri piramitler tutar; onlar birer mimari
harikasıdır. Mısırlılar gökyüzü olaylarını dinî açıdan yorumlamışlardı.
Gök cisimlerini tanrı olarak kabul etmişler ve gök yüzündeki olayların
da tanrıların faaliyetleri olduğuna inanmışlardı; yani astronomileri
dinî öğelerle iç içe idi. Takvimleri Güneş takvimi idi ve yıl uzunluğu
365 gün olarak kabul ediliyordu. Günümüzde kullanılan takvimin
temelinde Mısır takvimi yer alır. Günün 24 saate bölünme geleneğini de
Mısırlılara borçluyuz.

E. Mezopotamya'da Bilim

Dicle ve
Fırat deltası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında köprü vazifesi gören bir
kavsak bölge olarak büyük bir uygarlığın gelişmesine çok elverişli bir
yerdi. Burada gelişen Mezopotamya uygarlığının başlangıcı M.Ö. 3000
yıllarından öncesine gider. Bu uygarlığı Sümerliler, Akadlilar ve
Babilliler ortaya koymustur. Bilimsel faaliyetler olarak daha çok zaman
ölçme, alan hesaplama, sulama kanallarını organize etme, değiş-tokuş
gibi günlük yasamın gereklerine uygulanan astronomi ve matematik
bilgileri ile karşılaşılır.

Modern astronominin temelinde
Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar mitolojiye ve dinî inançlara
dayanan astronomiden laik ve matematiksel astronomiye gedmeyi
başarabilmişlerdir. Evrenin, Yer, gök ve ikisi arasında bulunan
okyanustan oluştuğuna inanıyorlardı. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve
Satürn gezegenlerini ve on iki takım yıldızını tanıyorlardı. Söz konusu
beş gezegenin tutulma düzlemi yakınında dolaştığını saptamışlardı. Ay
yılına dayanan takvimleri daha sonraki dinî takvimlere ve İslâm
Dünyası’ndaki hicrî takvime temel oluşturmuştur. Günü 12 saate, saati
60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve beş
gezegene bağlı olarak bir hafta 7 gün olarak kabul edilmiş, ve bu 7
günlük hafta Romalılar vasıtasıyla Avrupa'ya geçmiş ve oradan da bütün
dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulması tahminlerini yapabilecek
düzeyde astronomi bilgisine sahiptiler.

Mezopotamyalılar cebimin
kurucusudurlar. gelişmiş bir rakam sistemine sahip olmaları cebir
konusunu da ilerletmelerine yol açmıştır. Birinci ve ikinci derece
denklemlerini belirli gruplar halinde sınıflamışlar ve her grup için
ayrı çözüm formülleri vermişlerdir. Geometrileri analitik idi. Yani,
geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele
alınmaktaydı. Thales Teoremi'ni dik üçgenler için bulmuş, ve
kullanmışlardır. Pythagoras Teoremi'ni de biliyor ve kullanıyorlardı.
Daireyi 360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.

F. Anadolu'da Bilim

Coğrafi
konumu çeşitli bölgelerle bir köprü niteliğinde olan Anadolu
yarımadasından ilk uygarlıkların tarihi M.Ö. 8000'lere kadar
götürülmekte olup, bu uygarlığın bugünkü Aksaray ili civarında olduğu
belirlenmektedir. Daha geç tarihli olanlar arasında ise Hitit, Urartu,
Firik ve Lidya uygarlıkları sayılabilir.

Hititlerin Mezopotamya
kökenli "sekel" ve "mina" adli ağırlık birimlerini kullandıkları, en
çok bakır ve tunçtan eşyalar yaptıkları, çivi yazısı ve hiyeroglif yazı
olmak üzere iki çeşit yazıları oldukları bilinmektedir.

Van gölü
civarında gelişen Urartu uygarlığında ise çivi yazısı ve resim yazısı
kullanılmış, yapmış oldukları kapların üzerine, onların hacimlerini
yazmışlardır.

En önemli merkezleri Gordion ve Midas olan Firigya
uygarlığının Fenike alfabesinin Batı’ya yayılmasında önemli rolü
olmuştur. Ayrıca, Kybele adi verilen ana tanrıça kültü de bu
uygarlıktan Yunanlılara geçmiştir. Bakir-kalay alaşımı olan tunçtan
eşyalar yapmışlar, bazı müzik aletlerini icat etmişler (simbal, flüt
gibi), kilim dokumuşlardır. Kilim için kullandıkları "tapetes" adi
bugün Fransizcada "tapis" biçimini almıştır.

Bati Anadolu'daki
Lidya uygarlığının en büyük basarisi ise parayı icat etmiş olmasıdır.
Böylece o dönemin ekonomik hayatında büyük gelişme sağlanmış, modern
ekonominin temelleri atılmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Bilim Tarihi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sinan Özen - Bilemiyorum ( 2010 )

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Best Portal Paylasım Forum Sitesi :: Bişim Teknolojileri :: Bilim ve Teknoloji-
Buraya geçin: